Koyu gri bulutların güneşi artık gizlediği, sert esintilerin loş gündüzlere yağmurlar taşıdığı, ağaçların elbiselerinden soyunduğu, serçelerin minik tombul gövdelerini şişirerek saçakların altına gizlendiği, giderek ağırlaşan giysiler içinde yalnızların ıslak kaldırımlarda biraz daha kendilerine sokulduğu bir kasım
gününde doğdu. Şık şemsiyelerin altındaki zarif hanımlara kibar beylerin eşlik ettiği, caddelerine kafelerinin kapalı kapılarından kahve kokulu bir kasvetin taştığı, taşa hayat veren sanatçıların heykelleri arasından aryaların yükseldiği şehirde, Floransa'da açtı gözlerini hayata.
"Carlo olsun adı" dedi hiç düşünmeden Lorenziniler ilk çocuklarını kucaklarken. Zaman içinde yorgun düşeceklerdi ama çoğalmaktan; bütün 'çok' çocuklu aileler gibi yakalarını kurtaramayacaklardı yoksulluktan. Hassas ve kırılgan bir yapıya sahip olan babası Domenico beğenilerine lezzetli yemekler sunduğu asillerin emirlerini yerine getirmeye çalışırken, aslında nitelikli bir öğretmen olan annesi Angelina o asillere hizmet ediyordu. Ve Carlo kentin ihtişamından uzakta izbe sokaklarda, gerilmiş iplerde kurumaya bırakılmış lekeli çamaşırlar altında, kendisi gibi yanakları toz kirlisi, dizleri yara bere içinde, ağızları küfür dolu akranlarıyla kavga ederek, oyunlar oynayarak düşe kalka büyüyordu.
Toscana bölgesindeki Collodi'de teyzelerinden birinin koruması altında başladı ilkokula. Tanıyanların hırçın, asi ve zeki bir çocuk olarak tanımladığı Carlo, annesiyle babasının efendilerinden birinin masraflarını üstlendiği bir papaz okuluna kabul edildi. Tanrı "yı, Latinceyi ve düşünmeyi öğrendiği bu okuldan 'onur' derecesiyle mezun olduğunda, belki ne olacağından değil ama ne olmayacağından emindi. Asla bir din adamı olmayacaktı o. Görevleri Tanrı'nın verdikleriyle yetinmek, memnun olmadıkları zamanlarda bile ona teşekkür etmek ve başkalarına da böyle yapmalarını öğütlemek olan papazların arasına katılmak istemiyordu. Ömrünü şükrederek geçirmeye niyetli değildi o.
Sunduklarından fazlasını istiyordu hayattan.
Ağabeyi Paolo'nun bir porselen fabrikasında yönetici olması bir anda bütün aileyi rahatlattı. Carlo önce bu fabrikada çalışmaya başladı işçi olarak, ardından esas yapmak istediği işe yöneldi. Gazeteci olmak vardı aklında. Yolunda gitmediğine inandığı olaylar konusunda bir şeyler yapmak istiyordu ve bunu en iyi 'yazarak' yapabileceğine inanıyordu. Yirmi yaşına vardığında çoktan başlamıştı gazetelere, dergilere 'stajyer muhabir' sıfatıyla yazılar yazmaya. Ancak iki yıl sonra, tam da İtalya'nın verdiği bağımsızlık çabası üstüne politik yazılar yazdığı sıralarda kesintiye uğradı yaptığı iş. Zalim uygulamalarla halkı perişan eden Avusturyalılara karşı Toscana Bölgesi'nde isyan patlak verdiğinde gönüllü olarak katıldı isyancıların arasına 'özgürlük savaşçısı' Carlo; çok geçmeden Toscana Senatosu'nda sekreter oldu ve hemen ardından kendi gazetesi II Lampione'yi çıkarmaya başladı.
Ancak siyasi hiciv yazıları kaleme aldığı gazete Avusturya'nın isyanı bastırmasıyla birlikte kapandı. Birkaç yıl sadece gazetecilik yaparak geçinmeye çalıştı. Bu arada muhalif kimliği ile iki de kitap yazdı. Drama kritikleri yaptığı La Scaramuccia isimli bir tiyatro gazetesi çıkardı bir süre; İtalya'nın Avusturya'ya 'bağımsızlık savaşı' açtığı 1859 yılına kadar hikayeler, oyunlar yazdı. Katıldığı süvari alayında savaş sona erene kadar 'düşmanla' çarpıştı. Üç yıl sonra Floransa'ya doğru yol alırken, tek amacı kapatılan gazetesini canlandırmaktı. Bunu da başardı. Politik makalelerinin altına attığı imzada kendi soyadı değil annesinin doğduğu ve kendisinin de çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Toskana köyünün ismi vardı artık. Carlo Lorenzini değildi o, Carlo Collodi'ydi... Ve aynı zamanda bir devlet memuruydu; eğitim reformlarını düzenlemekti işi.
Elli yaşına vardığında Fransız yazar Charles Perrault'nun Uyuyan Güzel, Cinderealla, Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi gibi ünlü masallarını İtalyanca'ya çevirmeye karar verdi. Çevirdiği masallar o kadar büyük bir ilgi gördü ki, Carlo sadece çocukların okuyacağı bir şeyler yazmayı düşünmeye başladı. Oturdu masa başına ve başladı öyküler yazmaya. Bir Kuklanın Hikâyesi başlığı ile ördüğü kısa öyküyü henüz kurulmuş çocuk dergisi Giornale per i Bambiniye gönderirken, derginin editörüne hitaben bir not iliştirmeyi ihmal etmedi. "Sana bir hikaye gönderiyorum. Eğer yayımlarsan lütfen bana iyi bir ödeme yap. Bu, hikayeye devam etmem için iyi bir neden olacaktır." Mizacına uygun olmasa da, yazdıkları karşısında para istemeye ihtiyacı vardı. Zengin değildi çünkü. Zaman içinde kazandığı parayı da elinde tutmayı bilmemiş, bir kısmını gündelik ihtiyaçlar için cömertçe harcayıp tüketmiş, bir kısmını ise kumar masalarında yitirmişti.
Aynı zamanda arkadaşı olan editör Ferdinando Martini, umduğunun da üstünde bir ödeme yapınca keyifle ve süratle yazmayı sürdürdü Carlo. Yaramaz tahta kukla Pinokyo'nun bölümler halinde yayımlanan maceraları çok sevildi. 25 Ocak 1883 günü otuz beşinci ve son bölüm tamamlandığında İtalyan çocukların sevgilisi olmuştu Pinokyo. Kendisine hayat veren Geppetto Usta'nın sözünü dinlemediği için başı bir türlü beladan kurtulmayan, gerçek bir çocuk olmak için mavi elbiseli periye yalvarırken sürekli yalan söyleyen, yalan söyledikçe burnu uzayan sıska kuklayı, hemen almışlardı her şeyi mümkün kıldıkları hayal dünyalarına. Yeni tanıştıkları masal kahramanını yadırgayan onlar değil, büyüklerdi. Evlerde anne babalar, okullarda öğretmenler, kiliselerde ise rahiplerle rahibeler endişeli bir bekleyiş içindeydi. Pinokyo'nun 'masum' çocukları yalan söylemeye, bencil olmaya, 'kötülük' yapmaya cesaretlendirmesinden korkuyorlardı. Elbette 'korkulan' olmadı. Pinokyo'yu okurken çok eğlenen çocuklar evde kardeşlerine, okulda arkadaşlarına 'kötülük' saçmadılar.
Hikayeler, oyunlar ve gazeteler için makaleler yazmayı sürdürürken birlikte yaşadığı annesinin yanından hiç ayrılmadı Carlo. Kadınların cazip bulduğu bir erkekti aslında ve çapkın olduğu söylenebilirdi aslına bakılırsa.
Ama Floransalı evli bir kadınla yaşadığı aşk, kadınlarla arasına mesafe koymasına neden olmuştu. İki oğlundan ayrılmayı göze alamayan sevgilisi, onu değil çocuklarını tercih etmişti. Ve Carlo birlikteliklerinden dünyaya erken ve hasta gelen kızları da yaşamayınca ilişkilerini sürdürmemenin daha doğru olacağına karar vermişti. İşte bu yüzden hiç evlenmedi ve Pinokyo'dan başka hiçbir çocuğun babası olmadı.
Ölümünden yedi yıl önce illüstratör Enrico Mazzanti Pinokyo'nun ilk taslak çizimlerini yaparken, yarattığı masal kahramanının ne kadar büyük bir şöhrete ulaşacağından elbette habersizdi. Masal ölümünden iki yıl sonra 1892'de İngilizce'ye çevrilecek, 1911 'de o günlerde henüz sessiz olan beyaz perdeye yansıyacak ve 1972 ve 2002 yıllarında iki kez daha uyarlanacaktı sinemaya. Ancak şüphesiz Pinokyo'yu bütün dünyaya tanıtan altmış yedi sene önce yapılan
Walt Disney animasyonları olacaktı. Hikayenin orijinaline sadık kalmasalar da, Pinokyo'nun masal dünyasından çıkıp televizyon ekranlarından evlere girmesini bu animasyonlar sağlayacaktı.
Ailesinin bağışladığı orijinal el yazmaları Floransa'daki Ulusal Müze'de sergilenirken, yarattığı kahramanın adına Toscana'da bir de park açılacaktı.
Yazan : Perihan Özcan
Aktarım : Bendengecti.com