 Sponsorlar |
|
|
 Konuyu Ekleyen |
|
Kurucu / Staff
Üye Olma Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 3,706
|
|
| Konu Yazarının Görüşü |
| Eseri/Kitabı Değerlendirin | N/A |
|
N/A% beğenilmiş
|
|
|
|
Biz Kimden Kaçıyorduk Anne ? - Perihan Mağden
OYUNCAK YÜZLERİ
Annem her yerde "satın alınmayı hak eden" oyuncaklar bulur. Bizi bekleyen oyuncaklar. "Manaları olan." Her yerde.
En umulmadık otobüs garlarında, plaj büfelerinde, havaalanı dükkânlarında, kırtasiyecilerde, tuhafiyecilerde, eczanelerde.
"Dikkatli bakarsan bir sürü yerde oyuncak da satıldığını görürsün. Dayanamaz dükkân sahipleri, en azından birkaç oyuncak alıp oraya buraya saklarlar. Esasında satılmalarını istemezler. Onlar da biraz, oyuncaklarla yaşamak isterler."
Hiçbir şey bulamamışsak, oyuncak yani, şişme deniz şeylerinden alıp otel odamızı onlarla dolduruyoruz. Kaplumbağa deniz yatağı, koca kafalı köpek simit, Mikili şişme havuz, ördek kafalı kolluk, köpekbalığı bot.
Çakıltaşları ve oyuncaklar. Onları toplamaya doyamıyoruz. Bunlar otel odalarını bizim yapan şeyler, değil mi Anne-cim? Evimiz yapan.
Annemi bir raftan aldığı oyuncağı evirip çevirirken seyretmeye bayılırım. Gözleri ışır, ağzı yayılır. Gevşer mutluluktan.
Eline ilk aldığı oyuncağı bırakıp aynısından bir tane daha alır. Bir tane, bir tane daha. Bakar da bakar yüzlerine. Çünkü yalnızca bir tanesi bizim almamız içindir.
Bizi bekleyendir.
"Bak oyuncak yüzlerine bebeğim. Çinlilerin on binlerce, yüz binlerce imal ettiği oyuncaklardan bile olsalar, fena halde seri imalat dahi olsalar, her birinin yüzü diğerinden farklıdır. Birinin ağzı daha kapalı, birinin bir gözü aşağı kayık, birinin saçları yana yatık. Aslında her oyuncak fark edebilen gözlere nasıl da eşsiz benzersiz, nasıl da bir tanedir."
Benim bir tanem sensin Annecim. Eşsiz benzersizsin.
Büyük şehirlerde kalırken eskiden, çok daha fazla oyuncak alıyorduk. Elimiz kolumuz oyuncak paketleriyle dolu dönüyorduk her gün otelimize.
Sonunda, bir oyuncakçı dükkânına gizlice girmiş de orda yaşar gibi oluyorduk. Temizlikçiler şaşıp şaşıp kalıyorlardı odamız habire doldukça.
Ama çakıltaşları gibi, bırakıp gitmemiz gerekiyordu ansızın hepsini.
Annem bir tehlike hissedince, bir tehdit; izimizi bulabileceklerini hissedince artık Eskimiş Yerde, hepsini terk edip gidiyorduk.
Ben alıştım hem her şeyi geride, otel odalarında bırakmaya. Biz hep böyle hafif, çantalarımızı aldığımız gibi aniden, gitmeliyiz. Gidebilmeliyiz.
Bagaj sız Yolcu: her zaman bagaj sız yolcu biziz. Kaçması gereken yolcu: izini kaybettirmesi.
Ama küçükken, beş-altı yaşlarındayken Londra'dan kocaman bir Bambi aldık bana. Nasıl kocaman! Benim kadar.
Üstüne çıkıyorum bazen. Yastık gibi üstüne tünüyorum. Boynuna sarılıp uyuyorum. Nasıl yumuşak ve güzel. Nasıl Bambi. Bambi!
Yürüyüşe çıkarken onu da götürmek istiyorum. Kucağıma almak istiyorum.
"Bu Bambi senden büyük Bambim," diyor Annem. "O-damızda kalsın da, dönünce karşılasın seni."
"Bambi de sıkıldı," diyorum. "O da yürüyecek." Küçüğüm daha. Tutturuyorum. Şımarıyorum.
"Şımarık olma bebeğim," diyor Annem. "Ne olur yorma beni. Bak yorgun annen."
Annem yorgun hep. Onu daha fazla yormamalıyım. Kaçamaz sonra. Beni kaçıramaz. Yakalanırız onlara.
Londra'daki otel odamızı oyuncaklarla dolu bırakıyoruz işte. Tıkabasa. Silme.
"Bir tanesini alabilirsin bebeğim," diyor Annem.
Ben Bambi'yi seçiyorum. Kardeşimi.
"Çok kocaman bir oyuncak bu," diyor Annem. "Onu alma da, taşıyabileceğin bir oyuncak al istersen."
"I-ıh" diyorum. "I-ıh. I-ıh." Çok kez, birçok kez bunu diyorum.
"Bak bunu al; bu ne tatlı," diyor Annem. "Yedi cücelerden Bashful. Bak, önlüğüne adını da yazmışlar. Çok güzel ifadesi, nasıl bakıyor insana alttan alttan. Aynı senin gibi utangaç o da."
Bambi'de inat ediyorum. Bambi de Bambi!
"Peki," diyor Annem sonunda.
Yordum onu. Zaten yorgun. Üstelik bir an önce gitmeliyiz oradan.
Çok küçüğüm o zaman. İçinde bulunduğumuz durumu anlayamıyorum.
"İçinde bulunduğumuz durumu anlamalısın bebeğim. Yoksa alırlar seni benden. Hayatta kalamaz annen."
Havaalanında bir tuvaletin önüne gidiyoruz.
"Gir çişini yap uçağa binmeden," diyor Annem. "Ben seni burda bekliyorum."
"Gel, kukumu sil."
"Kendin sil," diyor. "Kendin sil iyice. Büyüdün artık sen. Bambi'yi de tuvalette bırak. Ellerini de yıkayıp gel buraya. Kalkmak üzere uçağımız."
"Hayırrrr! Anne hayırrr! Anne hayır hayır hayır! Bu Bambi benim oğlan kardeşim. O da gelsin bizimle İstanbul'a. Gelsin o da. Gelsin! Gelsin!"
Bambi kucağımda kendimi yere atıp ağlamaya başlıyorum. Tepmiyorum. Ter ter tepmiyorum.
Annem iki elimi sıkıca yakalıyor yere oturup.
"Bak gözlerime," diyor. "Bak çabuk gözlerime."
Korku içinde gözlerine bakıyorum.
"Şimdi seni terbiye etmem için şu gözlerimden birini çıkarıp atmamı ister misin?"
Arka cebinden bir şey çıkarıyor. Açıyor o şeyi: Çok keskin. Çok keskin bir ucu varmış. Açınca ortaya çıkıyor.
"Kesip çıkarırım şimdi gözümü. Eğer beni dinlemeye-ceksen, beni dinlemeyi öğrenmeyeceksen, öğrenemeyecek-sen, gözümü oyduğumda gelir akim başına. Akan kanları görünce - akan kanları hatırlıyor musun?"
Hayır, hayır! Akan kanları hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum. Akmadı hiç kan. Kan nasıl akar bilmiyorum.
Anne çıkarma gözünü. Gözünü çıkarma Annecim. An-necim n'olur oyma gözünü. Benim yüzümden gözsüz kalma. Çirkin olma Annecim. Çirkin ve sakat kalma.
Klozetin kapağını kapatıp ağlaya ağlaya Bambi'yi üstüne oturtuyorum. Boynuna sarılıp öpüyorum.
Hoşçakal Bambi. Oğlan kardeşim benim.
Elim Annemin elinde biniş kapımıza doğru koşarken, altıma kaçırıyorum.
Öyle çok ağladım ki, altıma kaçırdım işte.
Uçakta Annem altımı siliyor, kuruluyor. Temiz bir don giydiriyor. Islak donumla eteğimi uçak tuvaletinin çöpüne tıkıştırıyor.
"Bak, o kadar çok oyuncağım vardı ki benim. Özel olarak yapılmış bir oyuncak odam vardı. Giysi odam vardı. Şimdi yok hiçbiri. Bunun hiçbir önemi de yok bebeğim. O kadar mutsuzdu ki annen. Öyle kötü şeyler yaşattılar ki. Hiçbirini aramıyorum, hatırlamıyorum; hatırlamak da istemiyorum. Oysa sen her şeyini güzellikle hatırlayacaksın. Yalnızca yanına alamayacaksın, o kadar. Annen kötü hiçbir şey yaşatmayacak sana. Söz veriyorum."
"Annecim. Annecim!" Annemin boynuna gömüp yüzümü, kokusunu içime çeke çeke ağlamaya başlıyorum.
"Yalnızca her şeyi her zaman geride bırakıp kaçmaya alışmalısın. Yoksa güçsüz düşeriz. Aşağı çekiliriz. Onlar da yakalar, avlarlar bizi. Anlıyor musun beni bebeğim? Dinliyor musun iyice?"
Alıştım Annecim. Alıştım sonra ben her şeyi geride bırakmaya. Hatırlamamaya da alıştım.
Ama o zaman çok küçüktüm ve çok ağlamıştım Bambi için.
Her çocuk bir oyuncakta kendini bulur. Kardeşini bulur. En sevdiği kardeşini.
Sonra da kaybeder. Ormanda kardeşsiz kalır.
Tek başına kalmaz ama. Annesiyle kalır.
Mühim olan da budur zaten. Annesiz kalmaz şanslı çocuklar. Hep Anneleriyle kalırlar. Sırf Anneleriyle.
Sayfa : 47-51
Bendengecti.com
------------------------------
Perihan Mağden'in kaleminden farklı bir bir anne kız ilişkisi efenim.
|
 Üye Puanları |
| Eseri/Kitabı Değerlendirin | N/A |
|
0 kullanıcı N/A% olumlu puan vermiş
|
|
|
|
|
|
|